sevimli sonsuzluk
çocukken –ve hâlâ– sırtüstü yatıp bulutların içinde şekiller arardım. ninja kaplumbağa, sincap ya da uçan bir fil… herkesin hayatında en az bir kere yaptığı bir şeydir bu. bulutlar bize hiçbir şeyin sabit olmadığını hatırlatır: değişim gökyüzünün doğasıdır. atalarımız için gökyüzü sadece bir manzara değildi; yol haritasıydı. babilliler yıldızların hareketlerini kaydetti, burçlar kuşağını biz onlara borçluyuz. mısırlılar sirius’un doğuşunu nil’in taşmasına bağladı; bu, yeni yılın ve yaşamın işaretiydi. mayalar venüs’ün döngülerini öyle hassas hesapladılar ki tapınaklarını güneşin ve venüs’ün doğuşuna göre inşa ettiler. islam dünyasında 8.–14. yüzyıllar arasında gökyüzü bir laboratuvara dönüştü; el-battani, birûni gibi isimler gezegenlerin hareketini yazdı. çinlilerse gündüz parlayan bir süpernovayı kaydetti antik yunanlılar bulutların içinde tanrılar gördü. mezarlar bile doğuya bakardı bir zamanlar; çünkü insan ölümden sonra bile güneşin ilk ışığıyla uyanmak isterdi. 1800’lerde luke how...