hatay benim de şahsi meselem
ilk blogumu açtığım gün hatay hakkında yazmak istedim. ama kendimi hazır hissetmedim. belki de korktum. yeterince anlatamamaktan. hâlâ emin değilim ama insan bazı şeyleri erteledikçe içi daha çok sızlıyor. o yüzden başlayalım. ‘hatay benim şahsi meselem’ demiş atam. benim için de öyle. çocukluğumda sabahları çörek ve kömbe kokusu yükselirdi. öğlen ezanla çan sesi aynı havayı paylaşırdı. kimse neden diye sormazdı. çünkü burada aynı sokakta cami, kilise ve havra vardı. üç farklı yol, tek bir gökyüzüne çıkardı. ama hayat bazen birden değişir; sonra bir gün o sokaklar sustu. deprem, şehrin sadece taşını değil güven duygusunu da devirdi. ama hatay hâlâ insan eliyle ayakta duruyor. çünkü burada en değerli malzeme beton değil hatır. uzun çarşı’da sumak, firik, zahter kokusu hâlâ ayakta. kokular döner, bazı insanlar dönmese de. yine de bu şehir sadece yaralarla anılmaz; mutfak burada sadece yemek değil; birlikte kalmanın yolu. biberli ekmek, tuzlu yoğurt, humus, ceviz reçeli, tepsi kebabı, oru...