boşluk
belki komşum olabilirdin, belki bakkalın önünden her sabah geçip hiç selamlaşmadığımız biri. ellerini bilmiyorum. belki çay içerken bardağı tutuşun bana benzer, belki tırnaklarını hep kısa kesersin. dişlerin arasında küçük bir boşluk olabilir, belki de kahkaha atarken elinle ağzını kapatırsın. kimsenin nasıl esnediğini merak etmedim, sahi, sen nasıl esniyorsun?
peki neden sadece sen? neden senin bilinmezliğin, cebimde sürekli delik açan bir madeni para gibi ağırlık yapıyor? hani, tam ihtiyacım olduğunda yok olan bozukluklar gibi. ‘bir çay içelim’ diye düşünürken ceplerimi yokluyorum ve sen yoksun.
hiç izlemedik üçüncü harry potter’ı yan yana. sinemada yan koltuk boşken, ‘acaba hangi sahnede gülerdik?’ diye düşündüm. patlamış mısırı nasıl paylaşırdık? tuzlusunu sen, şekerlisini ben.
remus’un çikolata yediği sahnede, ‘dementorlar gelseydi,’ diyorum içimden, ‘senin patronus’un ne olurdu acaba?’büyük ihtimalle havalı bir şey olsun diye uydururduk. belki sadece bir güvercin çıkardı ve sen de ‘neyse, sonuçta uçuyor’ diye kendini avuturdun. ya da belki bir karga, belki de hiç bilmediğim bir şey çıkardı.
bu aralar sirius’un hapishane duvarlarına çizdiği çentikler gibi hayat. görünmez, ama her gece sayıyorsun.
Yorumlar
Yorum Gönder