zeytin ve insan
iskenderiye kütüphanesi, alevler yükseldiğinde, dumanların arasından kaçan harfler akdeniz’in rüzgârına tutundu. persli bir geometri problemi, mısırlı bir şairin mısrası, yunanlı bir düşünürün ‘insan her şeyin ölçüsüdür’ sözü, anadolulu bir osmanlı mimarının kubbeleri hesaplayan defteri.. hepsi birbirine karıştı ve akdeniz’in rüzgarına tutunup dünyaya yayıldı. tıpkı bir zeytin çekirdeğinin toprağa düşüp filizlenmesi gibi.
gotlar roma’yı yağmalarken, o ağaç hâlâ dimdikti. pagan bir rahip yapraklarından sabun yaptı hristiyan bir keşiş, altında dua etti. bir göçmen, köklerine dokunup anılarını anlattı. sanki ağaç, homeros’un dilinden konuşuyordu; savaşlar geçer, insanlar değişir; açlığımız hep aynı kalır: bir gölge, bir ekmek, bir umut.
ve endülüs’teki bahçedeki o zeytin ağacının bir dalı ispanya’da filizlendi. ibn rüşd, aristo’yu arapçaya çevirirken, yahudi bir doktor hastalıkları muayene ediyor, hristiyan bir keşiş gökyüzünü çiziyordu ağacın gölgesi altında, ‘akıl dediğin şey, dedi ibn rüşd,iskenderiye’nin küllerinden doğan bir çocuktur. büyür, dallanır, her dilde meyve verir.
aynı yıllarda, and dağları’nda inkalar taş evlerini bırakıp gitti. teraslardaki terk edilmiş mısırlar, sanki homeros’un ağacının köklerine benziyordu.
hiroşima’ya atom bombası düştüğünde, yüzlerce yıllık bir karaağaç kömür oldu. ama ertesi bahar, köklerinden inatla bir filiz çıktı. tıpkı yeniden yeşeren umutlar gibi.
belki hepimiz aynı ağacın hikayesiyiz. ama köklerimiz aynı toprakta birbirine dolanmış: acılarımız, gülüşlerimiz, yalnızlıklarımız, birbirimize uzattığımız eller. çünkü insanlık dediğin; düşenin kalkması, kırılanın sarılması, susayanın suyunu paylaşmasıdır. ve o ağaç, biz nefes aldıkça yaşıyor
Yorumlar
Yorum Gönder