ilk çağın son misafiri

2 bin yıl geriye diyorsunuz ve insan ömrü ortalama 35 sene.. gözlerinizi bir samanlıkta açıyorsunuz. etrafta keçi sesleri, duman kokusu. dilinizi bilmeyen bir köyde, garip kıyafetlerinizle dikkat çekmişsiniz. şansınıza, bir çiftçi sizi evine alıyor. size sert bir ekmek ve et suyu veriyor. ekmeği ısırdığınızda dişiniz sızlıyor. şifacı, ağrı için kekik kökü uzatıyor. ‘iltihap kapmasın’ diye dua ediyorsunuz. çünkü antibiyotiğin bulunmasına 1900 sene kadar var..


ikinci gün;

sabah, çiftçi size bakır bir balta veriyor. ormandan ağaç kesmeye gidiyorsunuz. ilk vuruşta elleriniz kabarıyor. yarım saat sonra avuçlarınız kanıyor. öğle vakti, kuyudan buz kırıp su taşımaya çalışıyorsunuz. kova devrilince köylüler gülüyor. yaşlı bir kadın, ‘ipini böyle bağla’ diyerek gösteriyor. teşekkür etmek için başınızı eğiyorsunuz.  


üçüncü gün;

kesilen ağaçları köye taşımak gerekiyor. ‘tekerlek mi yapsak?’ diye düşünüyorsunuz. çiftçiye çizim yapıyorsunuz: tahta bir araba, dingiller. çiftçi omuz silkiyor: ‘bronz lazım, roma bile zor bulur’ demirci dükkânına bakıyorsunuz; bir tekerlek yapmak için köyün yıllık bronz stoğu gerekecek. hayal kırıklığıyla kütükleri sürüklemeye devam ediyorsunuz.  


dördüncü gün;

köy meydanında tüccarlar duruyor. ‘roma'dan şarap!’ diye bağırıyorlar. çiftçi, bir küp şarap için üç koyun veriyor. siz, ‘roma vergileri artıracak’ diye mırıldanıyorsunuz. kimse anlamıyor. akşam, çiftçi endişeyle anlatıyor: ‘roma orduları fırat'ı geçti. köylüler endişeli şekilde ateşin etrafında sessizce oturuyor.  


beşinci gün;

bir çocuk ayağını kapan tuzağına sıkıştırıyor. demirci, tuzak demirini kırıyor. şifacı, yaraya sarımsak ve bal sürüyor. siz, ‘mikrop kapmasın’ diye ellerinizi ovuşturuyorsunuz. çocuk ağlıyor ama köylüler rahat: ‘şifacı bilir,’ gece, dişiniz tekrar sızlıyor. kekik kökü çiğneyip uyumaya çalışıyorsunuz.  


altıncı gün;

köye bir gezgin geliyor. ‘denizin ötesinde yeni bir tanrı var!’ diyor. köylüler alay ediyor; ‘tanrılar roma'da!’sen, ‘isa’ diye mırıldanıyorsun. az ötede akdeniz kıyılarındaki yeni peygamberi çarmığa gerdiklerini anlıyorsun.. roma belası var bir de. başlarındaki cladius denen ibibik rahat vermiyor keşfedilmiş topraklara.



yedinci gün;

zamanla elleriniz nasır bağlıyor. su taşımayı öğreniyorsunuz. çiftçinin karısı, ekmeği sizin için ıslatıyor. artık dişiniz kanamıyor. diliniz hâlâ dönmüyor ama bir el işareti, bir bakış yetiyor. akşam, ateş başında otururken düşünüyorsunuz; roma yolları, antibiyotikler, uzay, cem karaca şarkıları.. hepsi gelecek ama insan açlığı, korkusu, bir tas suyu paylaşması hiç değişmeyecek.

çiftçi size bir kuru incir uzatıyor. yıldızlar altında yiyorsunuz. belki yarın roma askerleri gelir, belki persler. sizin için fark etmez. bu köyde öğrendiğiniz tek şey var; zaman ne kadar değişirse değişsin, insanın temel dürtüleri aynı kalıyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

dolabımdaki medeniyet.

büyüyünce evliya çelebi olacağım!

zeytin ve insan