tezat

kafalarının içini bilmediğinde yaşlılara saygı duymak daha kolay. bu her duygu için de geçerli.

mesela otobüste yaşlılara yer verirken tüm yaşlılara saygı duyarsın. oysa komşun ahmet amca’yı tanıdığında, ‘bu adam nankör!’ dersin.. saygı, tanıdıkça şekil değiştirir. bazen ‘lütfen’ olur, bazen ‘hadi oradan!.

tabii tanımadığın biriyle sohbet etmek de aynı riskleri taşır. ‘hangi filmi seversin?’diye sorarsın. ‘harry potter’der. gözlerin parlar, saatlerce konuşursunuz. ama hiçbir ortak nokta bulamazsanız, kahveniz soğur.. çünkü ‘hava nasıl’ diye başlayan diyaloglar, genelde ‘acaba kaçış planı yapsam mı?’ diye biter.

birine sarıldığında, nefesinin ritmini duyarsın. ama yabancı bir beden sana dokunduğunda, kasılır, geri çekilirsin. çünkü sarılmak, ‘seni tanıyorum’ demenin sessiz yoludur. tanımadığın biriyle paylaştığın her kucaklaşma, sanki ‘özür dilerim, yanlış kişiyi sardım’ der gibi hissettirir..

bir dilenci görüp ‘acıdım’ dediğinde, aslında onun hikâyesini bilmiyorsundur. dinlesen belki gece uyuyamazsın. savaşlarda insanların empatiyi kapatması bundandır. ‘onlar da anne, onlar da çocuk’ diye düşünürsen, bombalara basamazsın. bu yüzden propaganda, ‘onlar düşman!’ diye haykırır. üzülmek, yüreğin açıkken gelir.

nefret ise daha basit bir kimyadır. sokakta gördüğün rastgele biri için nefret duyamazsın. ama seni sollayıp korna çalan araba anında içini yakar. çünkü nefret, bir temas ister. haksızlığa uğramak, küçük bir hakaret.. tüm yaşanmışlıklar iyi olsaydı, dünya kin değil, sadece ‘aaa, yine mi sen?’ diyen şaşkınlıklarla dolardı.

duyguları kategorize etmek zor görünse de kabullenmek, tanımak, tanıdıkça saygıyı yeniden öğrenmek, hatta bazen *tanımamak için* empatiyi kapatmak hayat kurtarır bence.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

dolabımdaki medeniyet.

büyüyünce evliya çelebi olacağım!

zeytin ve insan