yanılsama
yaşamak dediğimiz şey, tam da bu kayboluşun içinde saklı.
‘öylesine’ler.. en çok onlar incitiyor. öylesine sarıldığımız insanlar, öylesine tükettiğimiz anlar. sanki bir makinenin dişlileri arasında sıkışmışız da, her dönüşümüz biraz daha aşınıyor. peki ya o makineyi durdurmak? kimse öğretmedi bize. belki de korktuk. durursak, düşeceğiz sanıyoruz.
herkes aynı trenin içinde. okul, iş, ev, kredi.. camlara yapışıp dışarıyı izliyoruz, ama trenden inen yok. ‘neredeyiz?’ diye soran yok. belki de trendeki herkes uyuyor. ya da uyanık olanlar, inmenin bedelinden korkuyor.
içimizdeki çocuk ise hâlâ soruyor: ‘neden?’ diye. neden yıldızları hissetmek yerine fotoğraflıyoruz? neden aşkı yaşamak yerine tanımlıyoruz? neden ‘yaşamak’ fiilini, ‘idare etmek’le değiştirdik? belki de cevap, sorunun ta kendisinde. çünkü sorabilenler, hâlâ umudu olanlar.
belki de mutluluk, o "tam olmadı" dediğimiz anların arasına sızmış bir sızı. damla damla, sessizce. belki de asıl mesele, o sızıyı fark etmek. çünkü "keşke"lerimiz bile, hâlâ yaşamak istediğimizin kanıtı. belki de hayat, tam da bu eksikliğin içinde tamamlanıyor.
Yorumlar
Yorum Gönder