bugün birbirimizi düzeltmeyeceğiz.

son zamanlarda acelem yok. sabah uyanınca pencerenin perdesi nasıl duruyorsa, gün de öyle dursun istiyorum. biraz yamuk, biraz ışık alan. her şeyi hizalamaya çalışmıyorum artık. masa dağınıksa da duruyor, ben de. sanki dünya ile aramızda sessiz bir anlaşma var: bugün birbirimizi düzeltmeyeceğiz.


evin içinde dolaşırken bazen durup bir sandalyeye bakıyorum. biri az önce kalkmış gibi. oturuşu hâlâ üstünde duruyor ama kimse yok. o boşluk rahatsız etmiyor beni. aksine, iyi geliyor. demek ki her şey dolu olmak zorunda değil. demek ki bazı yerler, sadece hatırlamak için bırakılıyor.


büyürken hep güçlü olmamız gerektiği söylendi. sesi kalın, kararları net. oysa ben en çok omuzlarım düştüğünde kendime benziyorum. konuşmak istemediğim, cevap yetiştirmediğim anlarda. güçlü olmamak bir zayıflık değil bazen. sadece yükü yere bırakmak. insan yükü yere koyunca, etrafına bakabiliyor ilk defa.


çok büyük hayallerim olmadı. ama küçük şeyleri uzun uzun sevdim. öğleden sonra değişen ışığı, akşamüstü uzayan gölgeleri, birinin yanımda olup hiçbir şey istememesini. bunlar küçük şeyler değil aslında. sadece bağırmıyorlar. fısıldıyorlar. o yüzden herkes duymuyor.


birine alışmak kolay. zor olan, alıştığın şeyin sende bıraktığı sessizliği taşımak. o sessizlik bağırmıyor, sitem etmiyor. sadece duruyor. insan hemen doldurmak istiyor. ben dokunmamayı öğreniyorum. çünkü bazı boşluklar el değince değil, zamanla anlam kazanıyor. belki de içimizdeki en geniş yerler, tam da orası.


konuşmayı seviyorum ama susmayı daha çok ciddiye alıyorum. susunca etraf daha net oluyor. sesler, eşyalar, kendi içim. konuşurken kaçırdığım şeyleri susunca fark ediyorum. sanki dünya, ben sustuğumda biraz daha ayrıntı vermeye başlıyor.


hayatla kavga etmiyorum. küs de değilim. bazen aynı dili konuşmuyoruz sadece. ben başka bir şey istiyorum, o başka bir şey veriyor. yine de yürüyoruz. bazen yan yana, bazen aynı yolu uzaktan izleyerek. herkesin yolu illa omuz omuza olmak zorunda değil.


mutluluk benim için büyük bir patlama değil. daha çok küçük bir düzen. mutfakta suyun akması, sabah kahvenin kokusu, birinin mesaj atmadan da var olduğunu bilmek. büyük sevinçler çabuk dağılıyor. ben yavaş duran şeylere bakıyorum. çünkü onlar acele etmiyor.


akşam olunca ev biraz daha sessizleşiyor. ışıklar yumuşuyor. günün yorgunluğu omuzlara oturuyor. o yorgunluğu seviyorum. bugün buradaydın diyor. belki dünyayı kurtarmadın ama kaçmadın da. bazen insanın tek başarısı bu oluyor.


ve sonra şunu fark ediyorum: bu sakinliğin içinde, görünmeyen bir kapı var. kapalı değil, açık da değil. sadece orada. belki bir gün girerim, belki hiç girmem. ama bilmek yetiyor. her şeyin bittiği yerde değilim. hâlâ bir ihtimalin eşiğindeyim.


insan acele etmediğinde, hayal de daha geniş bir yer buluyor kendine. umut bağırarak gelmiyor. büyük sözler vermiyor. sessizce yanına oturuyor. bazen hiçbir şey söylemiyor. ama varlığı yetiyor.


ve ben ilk defa şunu düşünüyorum:

belki de mesele bir yere varmak değil.

belki de mesele, hâlâ yolun bir yerinde durabiliyor olmak.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

dolabımdaki medeniyet.

büyüyünce evliya çelebi olacağım!

zeytin ve insan