kapı açılmadan bayram 🍬

​7’den 70’e kime sorsan bayram muhabbeti hep aynı yerden açılır; nerde o eski bayramlar.


doğru, çok şey değişti.

önce mendiller kayboldu.

harçlıklar hafifledi.

şekerlerin tadı değişti.

ziyaretin yerini tatil aldı.

ama bence asıl kayıp bunların hiçbiri değil.


en büyük değişim bayram sabahında.


çünkü eskiden bayram sabahı diye gerçekten ayrı bir şey vardı.

öyle uyanır uyanmaz telefona bakılan, yarım gözle mesaj cevaplanan, kahvaltıya kadar kendine gelinemeyen sabahlardan değil.

bildiğin bayram sabahı.

daha hava tam aydınlanmadan evin içine bir hareket çökerdi.

insan gözünü tam açmadan ev açılmış olurdu zaten.

mutfaktan ses gelir, banyoda biri olur, salonda ütü kokusu dolaşır, kapı arkasında bayramlıklar beklerdi.

yılda iki kere olurdu ama her şey öyle ezberdi ki kimse prova yapmadan rolünü bilirdi.

evin içinde öyle bir düzen kurulurdu ki insan sanırdı birazdan akraba gezmesine değil, küçük çaplı bir harekâta çıkılacak.


önce baba telaşı başlardı.

bayram namazına geç kalan baba.

geç kaldığı için cami kapısında kalan baba.

eve dönünce hutbeyi uzatan hocaya içten içe söylenen baba.

bayramlık gömleği giymemek için direnen baba.

normal günlerde evin reisi olup da bayram sabahı evin içinde eli ilk kez öpülen adama dönüşen baba.

kahvaltıyı bitirir bitirmez ayakkabıyı geçirip hadi ben bir çıkayım havasına giren ama anneden dur, sen kendini hâlâ çocuk mu sanıyorsun, otur evinde, sana bayramlaşmaya gelecekler ayarını yiyen yine baba.

bazı babalar bayram sabahı evin en büyük çocuğuna dönerdi.


anneyse evin görünmeyen hükümetiydi.

mutfakta bir şey olur, odada başka bir şey olur, kapıda başka bir hareket olur ama hepsinin ucu ona çıkardı.

çay hazırdır.

tatlı yerindedir.

kolonya tamamdır.

hangi misafire hangi tabak çıkacak bellidir.

biz daha gözümüzü açmadan ev toparlanmış, düzen kurulmuş olurdu.

sanki bir gece önce gizli toplantı yapılmış da herkes görev yerini öğrenmiş gibi.


ama bayramın kalbi çocuk tarafındaydı.

çünkü bizim için bayram biraz namaz, biraz kahvaltı, biraz büyük eli öpme ise asıl mesele şeker toplama yarışıydı.


öyle sakin sakin dolaşmak falan yok.

hangi apartmanda kapı erken açılır, hangi teyze avuca iki tane fazla sıkıştırır, hangi evde çikolata çıkma ihtimali yüksektir; bunlar aşağı yukarı bilinirdi.

mahallede çocuklar arasında görünmez ama son derece ciddi bir rekabet olurdu.

kim daha çok toplayacak.

kimin poşeti önce dolacak.

kim eve dönünce ganimeti yere serdiğinde küçük çaplı bakkal devralmış gibi görünecek.


o yaşta insanın gözü para da görmezdi aslında, vizyon komple şekerdi.

bir evden akide çıkarsa orta halli sevinirdin.

yumuşak şeker varsa yüzün gülerdi.

çikolata çıkarsa o ev gözünde apartmandan saraya terfi ederdi.

hele bir de avuca normalden fazlasını sıkıştıran bir teyze varsa, onu gözünde başka yere koyardın.


işin en güzel tarafı da sadece toplamak değildi.

eve dönünce herkes kendi şekerini ortaya dökerdi.

aynı olanlar ayrılırdı.

güzeller bir kenara konurdu.

kimde ne var diye bakılırdı.

sonra tek tek saklanıp yenmezdi o şekerler; hep beraber yenirdi.

sabah ayrı kollardan dağılıp öğlene doğru aynı yerde toplanmak gibi bir şeydi bu.

üç tane bonibon için bile insan kendini zafer kazanmış sanırdı.


bir de bizde adettir; bayram gecesi ellere kına yakılırdı.

erkek kadın fark etmez, çocuk büyük fark etmez; bayramdan önce avuç içine kına sürülür, sabaha rengi otururdu.

biz çocuklar arasında da ayrı bir inanış vardı; sıcak kanlıysan kına koyu tutar, soğuk biriysen açık çıkar sanırdık.

bilimle aramız zaten o yaşta pek güçlü değildi.

evde herkes için gayet normal olan bu şey, çocukken insanın gözünde küçük çaplı meseleye dönüşürdü.

çünkü arkadaşlarının elinde yoktur.

senin avuç içi bildiğin ele verir.

sabah bayramlığını giyersin, saçını düzeltirsin, ayakkabını geçirirsin ama aklın elde kalır.

cebinde gezmeler.

kolu arkaya atmalar.

eli yumruk yapıp hiç açmamalar.

sanki bütün mahalle sıraya girip avuç içine bakacak!

ama ne yaparsan yap biri mutlaka görürdü.

bir kahkaha kopardı.

bir takılma gelirdi.

sen biraz bozulurdun.

biraz utanırdın.

biraz da hiçbir şey olmamış gibi davranırdın.

o gün dert olan şeyin yıllar sonra insanı güldürmesi de hayatın ayrı bir terbiyesizliği.


bir de evin içinde bayramlık ayakkabıyla dolaşma meselesi vardı.

daha dışarı çıkmadan bir iki tur atardın.

halıya basarsın, koridora çıkarsın, aynada kendine bakarsın.

ama dışarıda kirlenmesin diye de içten içe kıyamazdın.

çocukluk biraz da buydu zaten; bir şeyi kullanmaktan çok ona sevinmek.


eski bayramları özlediğini söyleyen herkes aslında çocuk sevincinin ölçüsüzlüğünü özlüyor.

o sabahın içimize kurduğu düzeni.

evin içindeki tatlı koşuşturmayı.

bir çocuk gibi sevinmenin kimseye tuhaf gelmediği o hâli.

İYİ BAYRAMLAR 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

yokuşlar ve yokmuşlar

bir erkek sabahı.

​bazı duygular ev bakıyor