yokuşlar ve yokmuşlar
dünyanın yuvarlak olduğunu kabul ediyorum. bu konuda bilimle aramda herhangi bir husumet yok. benden önce bakmışlar, ölçmüşler, hesaplamışlar. benim itirazım daha çok bazı yerlerinin gereğinden fazla yokuş olmasıyla ilgili.
geçenlerde birini çıkarken bunu düşündüm. yolun başında gayet makul bir vatandaştım. ortalarına doğru dünyanın şekli konusunda bazı şüphelerim oluştu. sonlarına doğru düz dünyacılara karşı eski sertliğim kalmamıştı.
insan yorulunca görüşleri radikalleşiyor.
haklılar demiyorum tabii. ama düzlük konusunda kendileriyle ortak bir talebimiz olabilir.
mesele yalnız coğrafya da değil.
iki kalbin arasında mesela epey yokuş var. yan yana duruyorsun, arada yarım metre bile yok, yine ulaşamıyorsun.
bu nasıl belediyecilik bilmiyorum.
birine yazmak da böyle. iki kelime yazacaksın alt tarafı. bütün teknik şartlar uygun. yazmıyorsun. telefonu bırakıyorsun. biraz sonra tekrar alıyorsun.
sanki o arada karayolları bir çalışma yapmış olabilir.
özlemekle yazmak arasındaki yol zaten çok uzun değil. oraya da gurur diye biri çökmüş. kimden izin aldı bilmiyorum, yıllardır geçiş vermiyor.
akıl ile gönül arasındaki yolun durumunu hiç sormayın. orada çalışma ne zaman başladı bilmiyorum. alternatif güzergâh da yok. biri git diyor, öteki dur diyor.
ben ortada bir yere oturdum.
bir süredir buradayım.
zenginlikle fakirliğin arasındakine ise yokuş demek biraz ayıp oluyor. o daha büyük bir şey.
dahası yukarıdakiler yolu pek dik bulmuyor. aşağıya bakıp biraz gayret, biraz sabır, biraz da doğru yatırım tavsiyesi veriyorlar manzara eşliğinde.
bazısı hayata tepedeki kafede otururken başlıyor, bazısı daha aşağıda yolun nereden başladığını arıyor. sonra yukarıdan biraz gayret diye sesleniliyor.
ses aşağıya gayet güzel geliyor bu arada.
ekonomiye fazla girmeyelim. coğrafyadan başladık, başımıza iş almayalım.
iyi biri olmakla iyi biri olduğunu düşünmek arasında da mesafe var. ikincisine ulaşım daha kolay olduğu için genellikle orası kalabalık.
birini tanımakla anlamak arasında da bir yol varmış. iki sohbet ediyoruz, sevdiği filmi öğreniyoruz, çocukluğundan birkaç şey biliyoruz, neye kızdığını az çok çözüyoruz.
tamam diyoruz. tanıyorum.
sonra bir bakıyorsun daha kapıdan yeni girmişsin.
haklı olmakla haklı çıkmak da aynı tepe değil. bazen yıllar sonra haklı çıkıyorsun. o tepeden bu tepeye dumanla hakılılığını ilan ediyorsun.. duman uçup gidiyor, geç gelen haklılık gibi.
affetmekle unutmayı da aynı yer sanıyordum eskiden. değilmiş. birine varınca ötekinin de hallolacağını düşünüyorsun.
meğer unutmak başka ilçedeymiş.
aralarında dolmuş da yok.
gençlikle yaşlılık arasında da garip bir yokuş var. yukarı çıkarken yaşlanıyorsun ama aşağıdaki çocuk hâlâ senmişsin gibi geliyor. vücudun bu konuda aynı fikirde olmayabiliyor, toplantılara katılmıyor.
çocuklukla büyümek arasındaki yokuşa da ayrıca itirazım var.
çıkarken kimse yolun tek yön olduğunu söylemiyor.
sonra bir gün geri dönmek istiyorsun. sokak belki hâlâ orada. ev de duruyor. hatta bazı eşyalar bile aynı yerde olabilir.
ama senin döneceğin yer yok. neyse.
burayı fazla kurcalamayalım.
hayalle gerçek arasında da yokuş var. ona pek itirazım yok. insan biraz yürür, biraz bekler, gerekirse kenarda oturur.
yalnız dinlenme tesisi koyabilirlermiş.
neticede dünyanın yuvarlaklığıyla bir problemim yok. genel olarak güzel de olmuş. denizler, ovalar, ağaçlar falan yerli yerinde. bazı yerlere gölge düşünülmüş. düzlük yapılan yerlere ayrıca teşekkür ederim. öpüyorum yanaktan
o değilde bazı yolların sonuna gelince bir şey olmadığını görüyorsun.
yol varmış.
varılacak yer yokmuş.
bunu da tabelaya yazabilirlerdi.
yokuşların yok oluşmayıp yazıya dönüşmesi fikrine bayıldım
YanıtlaSil